Salı, Aralık 6, 2022

Kutsal ve Beslenme

-

Psikanalitik kurama göre, ilk hazzın ve doyumun kaynağı oral yol üzerinden geçmektedir. Yutma, ısırma, tüketme, parçalama gibi bileşenleri içeren oral eylemler, özneye doyum sağladığı gibi öznenin benlik oluşumunda da görevlidir. Erdoğan Özmen, oral içe alma eylemlerinin sonucunda ortaya çıkan ego çekirdeklerinin bütünleşerek kendini bulmaya çalışan öznenin benliğinin oluşumunda rol aldığını aktarır (2018). Öznenin benlik oluşumuna katkı sağlayan, yaşamının ilk evrelerinde ötekine bağımlı ilişkisi ağırlıklı olarak oral süreçleri içerir. Bu süreçte öznenin bedensel duyumları ve benliği eş zamanlı olarak beslenir.

Kierkegaard’ın görüşlerinde insanın varoluş hallerinden biri olarak sıralanan dini benlik kavramı, tanrıyla kurulan ilişki ekseninde şekillenir (Enis, 2019). Bu bağlamda dini benliğin özünde tanrı ile olan ilişki vardır. Öznenin tanrı ile ilişkilenmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan dini benliğin oluşum sürecinde oral içe alma ekseninde ritüeller, gereklilikler ve yasaklamalar görülür. Bu yönüyle yaşamın ilk yıllarında oral süreçler ile desteklenen ve birincil nesnelerle kurulan ilişkinin, benlik oluşumunda etkisi olduğu gibi; dini inanç ve ritüellerde de dini benlik oluşumuna katkı sağlayan oral bileşenlerin etkisinden söz edilebilir. Dini değer ve ritüeller yenilmesi gerekene ve yenilmemesi gerekene çoğunlukla vurgu yapar. Kutsalın beslenme ile ilişkisi muhtemelen her dini oluşumda görülür.

Semavi dinlere göre ilk insanlar olan Âdem ve Havva’nın cennetten kovuluşu da yasak olanın yenmesi ile olmuştur. Metaforik olarak yasaklanmışı temsil eden elmayı yemeleriyle Âdem ve Havva cennetten kovulmuştur. Âdem ile Havva’nın tanrıyla ilişkilerinin bozulmasının kaynağında, tanrının yenmesini yasakladığı bir besinin tüketilmesi vardır. İlk insanların tanrıyla kurduğu ilişkideki gibi, yalnızca semavi dinlerde değil, pek çok dinde beslenme-(me) kutsal ile kurulacak bağ için bir araç olarak görülmüştür.

Hindistan’ın Varanasi bölgesinde yaşayan ve kapalı bir topluluk olan Aghoriler, aile yakınlarının, sevdiklerinin kaybının ardından onların ölü bedenleri ve vücut sıvıları ile beslenir, vücutlarını ölülerinin külleri ile kaplayarak gezerler (Parry ve Death, 1982).  Aghori topluluğu içinde yaygın antropofaji ve yamyamlık ritüelleri, sevilen nesnenin ölümünden sonra özne tarafından tüketilmesi, yutulması ve içe alınması, sevilen nesne ile ilişkiyi sürdürmeye hizmet ettiği gibi, Tanrı Şiva ile de ilişki kurmanın bir yoludur. Evrende var olan her canlının tanrı tarafından mükemmel bir biçimde yaratıldığı ve yaratılmış olanı içe almanın asıl yaratıcı ile bağ kurmaya hizmet edeceği inancı hakimdir.

İncil’de de tanrı ile ilişkilenmede yeme ve içe alma süreçlerine vurgu yapıldığı gibi, Aghori inanışındaki fiziksel kanibal eylem, metaforik bir kanibal eylem ile yer değiştirmiş gibidir. İsa’nın çarmıha gerilmeden önce havarileri ile toplanarak yediği fısıh yemeği İncil’de şöyle aktarılır:

Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. “Alın, yiyin” dedi, “Bu benim bedenimdir.” Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, “Hepiniz bundan için” dedi. “Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır (Matta 26:26-26:30).

Kutsal kaynaklarca Rabbin Sofrası olarak da bilinen, İsa’nın son akşam yemeğinde tüketilmesini işaret ettiği şarap ve ekmek sembolik bir anlam taşır ve günümüzde Efkaristiya veya komünyon isimleri ile anılan ayinler esnasında kiliselerde tüketilir. Efkaristiya, Hristiyanlarca İsa ile kurulabilecek bağın kaynağı olarak görülmesi sebebiyle önemlidir.  Bu simgesel özdeşleşme “İsa’nın bedenini” içinde barındırma hali ile özne-tanrı arasındaki bağın dinamiğine yatırım yapar.

Yuhanna’da ise,

“Çünkü etim gerçekten yiyecek ve kanım gerçekten içecek… Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar ben de onda…”(Yuhanna 6:56).

Halkının günahlarını üstlenerek kendini kurban eden İsa’nın Yahudi halkına seslenişlerinden biri de bu şekildedir. Bu noktada, yiyip yutulacak ve böylece bedene dahil olacak olanın İsa’nın kanı ve bedeni metaforu ile aktarıldığı çıkarılabilir. Bu pasajda da yeme ve yutma yoluyla öznenin ruhsal örgütlenmesine nüfuz edecek nesnenin kutsal bir nesne olduğu görülür. İçe almanın -nesne tanrısal bir güç dahi olsa- nesne ile özdeşleşmeye yönelik bir eylem olduğu söylenebilir. İsa, halkına durulması gereken bir konumu işaret etmekte ve kendisini yenilecek, yutulacak bir nesne konumuna getirerek, bir özdeşim nesnesi olarak, halkının tanrısal benliğinin oluşumuna hizmet etmektedir. Bu sayede İsa’nın halkı şarabın ve ekmeğin içe alımıyla tanrı ile ilişki kurabilecektir.

Dini kaynak ve ritüellerde yalnızca içe alınanın dolayımı ile değil içe alınması, yenilip yutulması yasak olan üzerinden de kutsal ile bağ kurulur. Freud, oral yasaklanmaya tabi olan totem hayvanını bilmeden yiyen ilkel klan üyesinin, acı içinde ölümü beklediğini ve sonunda öldüğünü aktarır (2012). Kuran ve Tevrat’ta ise yenilip içilmesinden sakınılması gerekenlere sıklıkla vurgu yapılır.

Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen murdar hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkasının adına kesilen hayvanlar, henüz canı çıkmadan yetişip şartına uygun tarzda kestikleriniz dışında boğularak, bir şey vurularak, yukarıdan yuvarlanarak, boynuzlanarak yahut yırtıcı bir hayvan tarafından parçalanarak ölen hayvanlar, putlara ait sunaklarda kesilen hayvanlar ve zar atarak, kumar oynayarak elde edilen etler, yiyecekler. Bunları yemek, Allah’ın yolundan çıkmaktır (Maide:3).

Kuran’da yenilmesi yasak olanlar sıralandıktan sonra, yasak olanın yapılması durumu Allah’ın yolundan çıkmak olarak tanımlanır. İslam’da tanrı ile kurulan ilişki teşvik edilen beslenme ritüelleri üzerinden -kurban kesme, kurban etini yeme ve yedirme- ekseninde üzerinden güçlenirken, yasak olanın yenmesi durumunda zayıflar. 

Yahudilerin yaptıkları zulümler ve pek çok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları yüzünden daha önce kendilerine helâl kılınmış olan bir kısım temiz ve hoş yiyecekleri biz onlara haram kıldık (Nisa:160).

Bir diğer ayette ise önceleri yenilebilir olanın daha sonra ceza olarak yasak kılınmasından söz edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında tanrı oral eksende kullarına ceza ve ödül vermektedir. Kullar günahlarının bedelini oral yasaklanmaya tabi tutularak da ödemektedirler.

Bazı İdolater inanışlarda, tanrı ile ilişki kurabilmek için tanrı figürlerinin yenmesi, tanrı için kurban edilenlerin tüketilmesi, oruç tutmak, yenmesi yasak olanlardan kaçınmak gibi pek çok inançta tanrı ile ilişki kurmada beslenmenin rolü vurgulanır. Beslenmenin insanın birincil ihtiyaçlarından biri olduğu bilinmekle beraber psikanalitik kuramda beslenmek yalnızca fiziksel ve hayatta kalmaya hizmet eden bir eylem değildir. Psikanalitik kurama göre öznenin, dünyayla kurduğu ilk ilişkinin kaynağı oral deneyimlere dayanmaktadır.  Bu yollar öznenin benlik oluşumunda rol oynar zira yaşamın ilk evrelerinde içe alınan yalnızca süt değil bir ilişkiler bütünüdür.  Rizzuto, öznenin sahip olduğu tanrı imgesinin, birincil nesnelerle kurulan ilişki ekseninde geliştiğini ve öznenin bilinçdışında anne ile tanrı imgelerinin benzer motifleri olduğunu öne sürer (1979). Öznenin ilkel nesneleriyle olan oral ilişkisindeki ambivalans duygular, bireyin tanrı ile olan ilişkisindeki yasaklar üzerinde benzerlik gösterdiği söylenebilir. Öznenin birincil nesneleriyle kurduğu ilişkide olduğu gibi tanrıyla kurduğu ilişkide de oral içe alım çarpıcı bir yer tutar.

Kaynakça

Enis, B. (2019).Tarihsel Bir Olgu Olarak Kurban ve Kierkegaar’dın Yorumu, Yüksek Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Freud, S. (2002). Dini Kökenleri, (E. Kapkın ve A. Tekşen, çev.). Payel Yayınları.

Freud, S. (2015). Uygarlık Toplum ve Din, (E. Kapkın ve A. Tekşen, çev.). Payel Yayınları.

İncil-Yeni Ahit, 2020. Dorlion Yayınları, ss. 86-179

Parry, J., & Death, S. (1982). The Necrophagous Ascetic. M. Bloch y J. Parry, Death and the Regeneration of Life, 74-110.

Esed, M. (2002). Kur’an Mesajı: Meal-Tefsir (C. Koytak ve A. Ertürk, çev.). İşaret Yay.

Stein, H. F. (1981). The Birth of the Living God. A Psychoanalytic Study: By AnaMaria Rizzuto, The University of Chicago Press, 1979. Psychoanalytic Quarterly50, 125-130.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Estetikten Öğrenmeye: Ruhsallıkta Boşluğun İzleri

Yüzünü uzak tut biraz Dünya geçiyor olanca görkemiyle Göremiyorum Yüzünü yakın tut biraz Dünya geçiyor olanca görkemiyle Tat alamıyorum -Şükrü Erbaş Her deneyim anlardan oluşur. Nitekim...

Varoluşsal Nasır

“Vahşet gömülmeyi reddeder. Halk arasındaki inanışlar Hikayeleri anlatılana kadar Mezarlarında yatmayı reddeden Hayaletlerle doludur.” Judith Herman, Travma ve İyileşm Bizim kültürümüzde kötü haber tez yayılır,...

Nasıl Görünüyorum?

İnsan nasıl göründüğünü görebilmek için başka gözlere ihtiyaç duyar. Başka gözler, çok uzakta değil, kısa bir göz mesafesinde, yakındadır....

Kendini Arayan Gafil

                        “Kim korkmamıştır otururken kendi kalbinin perdelerinin önünde?Rilke Bu yazı, sözlerini Ahmet Ali Arslan’ın...

Psikanalitik Aile Terapisi

Psikanalizin felsefi alt yapısı kişinin öznelliğinin ve bireysel öyküsünün altını çizer. Ancak psikanalitik kuram kişinin ruhsal gelişimini yakın çevresi,...

Kutsal ve Söz

Aslen sözcükler birer sihirdi. Günümüzde bile söz eski sihir gücünün çoğunu muhafaza etmiştir. İnsan insanı sözle mutlu edebilirken yine...

Narsisistik Füzyon Talebi Olarak Haset

Aman ha! iyiliğini, güzelliğini, zenginliğini, başarını,sağlamlığını gösterme; haset edilirse yıkıma uğrar. Nazar, nesnelerin kendilerine ait güzelliği, ihtişamı, iyiliği sergilemelerine karşılık;...

Kohut’a Kısa Bir Giriş

1913 yılında Viyana’da dünyaya gelen ve psikanaliz serüvenini Chicago Psikanaliz Enstitüsü’nde sürdüren Heinz Kohut, kuramsal farklılıklardan dolayı yollarını ayırana...