Cumartesi, Ocak 28, 2023

Psikanalitik Aile Terapisi

-

Psikanalizin felsefi alt yapısı kişinin öznelliğinin ve bireysel öyküsünün altını çizer. Ancak psikanalitik kuram kişinin ruhsal gelişimini yakın çevresi, yakın çevresi özelinde ailesiyle entegre ederek açıklar. Bu nedenle psikanalitik geleneğin çağdaş yaklaşımlarında, bireysel analiz dışında ikili çerçeveden çoklu çerçevelere geçilerek grup ve aile terapisi alanlarında da çalışma gerçekleştirilmektedir.

Günümüzde aile terapisi hareketi kişilerarasılık fikrini sistem teorisinde bulmuş ve psikanalize sırtını dönmüştür. Ardından davranışsal düşünme, psiko-eğitim ve davranışsal manipülasyona odaklanan, bilinçsiz süreçlerin anlamını ve aile üyelerinin içsel yaşamını unutan uzun bir aile terapisi dönemi başlamıştır (Aavaluoma, 2018). Bazı terapistler için bu durum dogmatik hale gelen analitik teoriden kopmak için bir fırsat olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. “Analitik doğrusal nedensellik” yerini “sistemik döngüsel nedenselliğe bırakırken bu tutum ideolojik tartışmalar ve tekniklerin, klinik ve terapötik yönlerden önce ön plana çıkarılmasına da neden olmuştur. Özellikle Fransa’da aile terapisi, değişikliklere dirençli olarak görülen aileye ve zaman kaybı olarak görülen psikanalize karşı adeta entelektüel bir savaşa dönüşmüştür.

Freud’un ilk çocuk psikanalizi olarak geçen Küçük Hans vakası incelenecek olursa terapötik süreçte gelişmemiş bir aile terapisi de kendini göstermektedir. Küçük Hans vakası, beş yaşındaki bir çocuğun fobisinin hikayesidir; 1909’da Freud tarafından, çocuğun babasının önüne getirilen “analitik tedavi” konusundaki gözetiminden toplanan materyal kullanılarak yayımlanmış olup Freud vakayı, göreceli çocuk cinselliği teorisinin hadım etme kompleksine ve ödipal çatışmaya dayanan bir çocuksu nevrozun varlığının klinik bir doğrulaması olarak ortaya koymuştur. Hans’ın fobisinin gelişimi, onun çelişen içgüdüsel dürtülerinin bir sonucu olarak değil, ailedeki gerilim ve kaygıların bir sonucu olarak görülmüştür. Böylece, at fobisi, Hans’ın cinsellik konusundaki aydınlanmasıyla değil, babanın daha fazla katılımı ve anlayışıyla çözülmüştür (Wile, 1980).

Psikanalitik aile terapisinde amaç aile üyelerinin bütün olarak birbiriyle etkileşiminin sağlanması olup ardından aile üyelerinin şimdiki gerçekliğe odaklanan bireyler olmalarının sağlanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda aile üyelerinin semptomlarının dinamiklerine çalışılır. Psikanalitik aile terapisinin diğer ekollerden ayrılan noktası semptom üzerine çalışılırken nihai amacın semptomu ortadan kaldırmak değil semptomun altında yatan dinamikler üzerine çalışmak olmasıdır. Semptom, tıpkı rüyalarda olduğu gibi bastırmanın alıkoyduğu bir ikamenin doyum aracıdır. Psikanalitik yaklaşıma göre semptomla çalışmanın kaderi, mevcut semptomun farklı biçimlerde ancak yine aynı amaç doğrultusunda tezahür ederek nüksetmesidir. Bu nedenle eşlerin olaylar hakkında konuşmalarının yerine her bir eşin kendi duygusal reaksiyonları önemsenir. Çünkü ilişki sorunlarının esas nedenini oluşturan temel unsur, kişinin ilgili nitelikleri başkasına yükleyerek karşısındaki kişiye dair algılarını çarpıtmasıdır. Evli partnerle olan ilişki, kişinin çocukluğundaki ebeveynleri ve önemli kişilerle olan ilişkileri tarafından belirlenir. Çalışma esnasında evli çift ile ebeveyn olan çifti de birbirinden ayrı değerlendirmek önem taşır. Farklılığın analizi kuşak farklarını tespit etmeye alan tanır. Çünkü ebeveynlik, biyolojik olana karşılık gelmeyen psişik/ruhsal bir işlevi ifade eder.

Psikanalitik aile terapisi, eşler ve ebeveyn-çocuk arasındaki etkileşimin kapalı etkileşim olduğunu vurgular (Nazlı, 2016). Bireyler evliliğe çözülememiş narsistik ihtiyaçları ile başlarlar (Nazlı, 2016). Psikanalize göre çift olmak çabasında cinselliğin yanı sıra kendini koruma, narsisizm ve yineleme zorlantısı işin içine girecektir (Parman, 2020). Freud’a göre, kadınlar başarmak istedikleri narsisistik ideali erkekte arayarak narsisistik tipte bir seçime daha yatkınken, erkekler daha çok anaklitik tipte bir seçime, bir kadında bir anne aramaya eğilimlidir. Kadın annelik ile, narsisizmden tam nesne aşkına doğru yol alır. Tam da bu nedenle oidipus çocukta değil, anne babada başlar ve çocuk oidipal düzleme ebeveyni tarafından çekilir. Oidipus kompleksi, gelişmekte olan çocuğun üç kişilik bir ilişki içinde olduklarını fark etmesinin sonucu olan kişinin nitelikleriyle ilgilidir (Dare, 1979). Kendisini bir insanla aşk ve diğer bir yetişkin insanla rekabet içinde bulur. Ruhsallığın cinselleşmesini sağlayan, cinsellik ve cinsiyete Öteki’nin yatırımıdır. Lacan, Ecrits’de bilinçdışının Öteki’nin söylemi olduğunu ifade etmiştir. Lacan’ın bilinçdışının gerçekliği cinsel gerçekliktir sözüyle bu söylem entegre edilerek değerlendirilecek olursa her yeni birey insanlaşma yani bilinçdışını içeren bir ruhsallığı olan varlığa dönüşme sürecinde Öteki’ne ve onun zaten halihazırda cinselleşmiş diline muhtaçtır.

Freud’un zihin teorisi ve yirminci yüzyılın ortalarında Fairbairn, Klein, Winnicott, Bion ve Bowlby tarafından İngiliz nesne ilişkileri teorisindeki gelişimi, ilişkilerin iç dünyasına dair anlayışın temelini oluşturmaktadır. Nesne ilişkileri kuramı, bireyin dürtülerini ve sosyal ilişkileri vurgulamasıyla, klasik Freudyen kuram ile aile terapisi arasında bir köprüdür (Gladding, 2015). Nesne ilişkilerinin, özneler arası ve ilişkisel yaklaşımların ortaya çıkmasıyla birlikte, çift ve aile terapisinde bilinçsiz iletişim ve bilinçdışı fantezi fikirleri güçlenmiştir. Psikanalitik aile kuramı, özellikle nesne ilişkilerini, bireylerin bağlanmalarını nasıl şekillendirdiklerini ve bunun sonucu olarak aile üyelerinin işlevselliklerini açıklamaya yardımcı olur (Gladding, 2015). Nesne ilişkileri ekolüne göre, yaşamın ilk dönemlerinde bazı nesneler “iyi veya kötü” olarak değerlendirilir ve yaşam içerisinde bu nesneleri temsil eden döneme ait ikamelerin devamıyla yaşamın erken dönemiyle benzerlik gösteren ilişkiler kurulur. Aile içerisinde eşler birbirleri ve çocuklarıyla; babası, annesi, kardeşleri ve önemli öteki figürlerle ilişkilerinin benzerini yaşamaya başlar. Çünkü her şeyden önce aşk, iki bilinçdışının karşılaşmasıdır.

Psikanalitik aile terapisinde kullanılan terapötik tekniklerin amacı bilinçdışı dürtülerin ve bu bilinçdışı dürtülerin karşısında konumlanan savunma mekanizmalarının önce ortaya çıkarılmasına ardından çözümlenmesidir. Terapinin hedeflerinde aile üyelerinin sağlıklı bireyler olarak birbirinden ayrılması, bireyleşmesi ve farklılaşması hedeflenir. Bireysel analizde olduğu gibi aile terapisinde de psikanalitik yaklaşımlar, bireyin Öteki’nin arzusundan ayrılıp kendi arzusunu keşfetme ve özneleşme sürecini sağlar. Lacan’ın bilinçdışı Öteki’nin söylemidir sözüne geri dönecek olursak bilincin bilinçdışını tanımamasının izahı kişinin kendine yabancılaşmasıdır. Bilinçdışı kişiye ait olmayan dışsal bir kaynaktan beslenmektedir. Yabancılaşma, psişik yapıda insanlaşma süreci için zaruridir. Yabancılaşmanın ardından özneleşme sürecinin ikinci aşamasını ayrılma oluşturmaktadır. Sezai Halifeoğlu (2018), yabancılaşma ve ayrılmayı tanımlarken yabancılaşmanın bilinç ve bilinçdışı arasında olduğunu; ayrılmanın ise bilinçdışını oluşturan Ötekine ait söylem ve arzu ile bireyin öznel arzuları arasında olduğunu ifade etmiştir. Yabancılaşma ve ayrılma kavramları, psikanaliz ve aile kavramları bir araya geldiğinde daha büyük bir önem taşımaktadır. Aile terapistlerinin özellikle babalarla ilgili oldukları ölçüde gördükleri birçok çatışma, nihayetinde öznelliğe içkin olan yabancılaşmayı yansıtır (Buccino ve Daniel, 2000). Aile içindeki çatışmalara ebeveynin erken dönem nesne ilişkilerine bağlı olarak yabancılaşma ve ayrılmada yaşadığı problemler eşlik ederken çocuk için durum daha farklı bir şekilde tezahür eder. Aile tablosunda çocuk, özellikle ergenlik döneminde, anne babasının arzu ve ideallerinin yerine kendi inşa ettiği arzu ve idealleri yerleştirebilmek için arzu ve ideallerinin kendisine mi yoksa anne babasına mı ait olduğuna dair bir yabancılaşmanın içinde kalır.

Ancak ailelerle yapılan çalışmaların psikanalitik lüteratürde tartışmalı olduğunu söylemeliyiz. Psikanalitik çerçevenin bize sunduğu analistin tarafsızlığı ve nötr pozisyonundan psikanalitik aile terapilerinde uzaklaşılabilmektedir. Bahsedilen metotlarda terapistin yönlendirici rolünün altı çizilmektedir. Psikanalizin doğuşunun serbest çağrışım metodundan ileri geldiği hatırlanılırsa aile terapisinde kullanılan tekniklerde yer alan yönlendirmenin ve terapistin danışanı biçimlendirişinin ekolün doğasına aykırı olduğu düşünülebilmektedir. Bu noktada psikanalitik kuramı merkeze alan aile terapisti yönlendirici olmamak noktasında aynı ikili çerçevede olduğu gibi hassasiyet göstermelidir.

Terapistin etkenliği yönlendirici boyutta olmamalıdır, zira terapistin performansı olmaz pozisyonu olur.

KAYNAKÇA

Palacios, E., & Scharff, D. E. (Eds.). (2018). Family and Couple Psychoanalysis: A Global Perspective. Routledge.

Ackerman, N. (1962). Family psychotherapy and psychoanalysis: The implications of a difference. Family process.

Klein, M. (1999). Haset ve Şükran. (O, Koçak ve Y. Erten, çev.). Metis Yayıncılık.

Larner, G. (2000). Towards a common ground in psychoanalysis and family therapy: On knowing not to know. Journal of Family Therapy22(1), 61-82.

Nazlı, S. (2016). Aile Danışmanlığı. Anı Yayıncılık.

Parman, T. (2020). Ergenliğin Tutkusu. Yapı Kredi Yayınları.

Psikanaliz Defterleri 4 (2021). Çocuk ve Ergen Cinselliği. Yapı Kredi Yayınları.

Psikanaliz Defterleri 5 (2020). Eksiklik, Ayrılık ve Ötesi.Yapı Kredi Yayınları

Wile, J. R. (1980). Freud’s treatment of little Hans: The case of an undeveloped family therapist. Family Therapy, 7(2), 131–138.

Buccino, D. L. (2000). Lacan and Family Therapy?!. The Subject of Lacan: A Lacanian Reader for Psychologists, 229.

Önceki İçerikKutsal ve Söz
Sonraki İçerikKendini Arayan Gafil

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Estetikten Öğrenmeye: Ruhsallıkta Boşluğun İzleri

Yüzünü uzak tut biraz Dünya geçiyor olanca görkemiyle Göremiyorum Yüzünü yakın tut biraz Dünya geçiyor olanca görkemiyle Tat alamıyorum -Şükrü Erbaş Her deneyim anlardan oluşur. Nitekim...

Varoluşsal Nasır

“Vahşet gömülmeyi reddeder. Halk arasındaki inanışlar Hikayeleri anlatılana kadar Mezarlarında yatmayı reddeden Hayaletlerle doludur.” Judith Herman, Travma ve İyileşm Bizim kültürümüzde kötü haber tez yayılır,...

Nasıl Görünüyorum?

İnsan nasıl göründüğünü görebilmek için başka gözlere ihtiyaç duyar. Başka gözler, çok uzakta değil, kısa bir göz mesafesinde, yakındadır....

Kendini Arayan Gafil

                        “Kim korkmamıştır otururken kendi kalbinin perdelerinin önünde?Rilke Bu yazı, sözlerini Ahmet Ali Arslan’ın...

Psikanalitik Aile Terapisi

Psikanalizin felsefi alt yapısı kişinin öznelliğinin ve bireysel öyküsünün altını çizer. Ancak psikanalitik kuram kişinin ruhsal gelişimini yakın çevresi,...

Kutsal ve Söz

Aslen sözcükler birer sihirdi. Günümüzde bile söz eski sihir gücünün çoğunu muhafaza etmiştir. İnsan insanı sözle mutlu edebilirken yine...

Narsisistik Füzyon Talebi Olarak Haset

Aman ha! iyiliğini, güzelliğini, zenginliğini, başarını,sağlamlığını gösterme; haset edilirse yıkıma uğrar. Nazar, nesnelerin kendilerine ait güzelliği, ihtişamı, iyiliği sergilemelerine karşılık;...

Kohut’a Kısa Bir Giriş

1913 yılında Viyana’da dünyaya gelen ve psikanaliz serüvenini Chicago Psikanaliz Enstitüsü’nde sürdüren Heinz Kohut, kuramsal farklılıklardan dolayı yollarını ayırana...