Çarşamba, Haziran 12, 2024

Otizme Bela Grunberger’in Narsisizm Görüşleri Çerçevesinde Bir Bakış

-

Otizm, başlangıç olarak Leo Karner tarafından 1943 yılında “Erken Çocukluk Otizmi” olarak tanımlanmıştır. Mahler’e göre doğum gerçekleştiğinde bebek dışarıya uyum sağlama yetisine sahip değildir. Doğumu biyolojik bir şekilde gerçekleşmiştir ancak henüz psikolojik boyutta gerçekleşmemiştir (Mahler, 1974). Bebeğin psikolojik doğumu, yaşamının ilk üç yılında gerçekleşir. Bu dönem, nesne ve kendilik algısının süreklilik kazandığı bir dönemdir. Biyolojik doğum ve normal otizm dönemini takip eder.

Grunberger ve Yenidoğanın Narsisizmi

Grunberger’e göre herhangi bir nesne ilişkisi kurulmadan önce anne ve bebek ikili bir birim oluştururlar. Böylece yenidoğan, narsisizmini bir monad içinde kendi narsisizmini annesine yansıtarak yaşamaya devam edebilir. Bu yaştaki bebekler için bakış ve yansıma büyük önem taşır (Grunberger, 1989). Otistik çocukların ise bakmakta ve dolayısıyla bir ilişki kurmakta zorlandıkları düşünülmektedir. Otizmde çocuk, kendi içine dönmüştür ve narsisistik yatırımı çevreye yönlendirmede zorlanmaktadır.

Normal bir bebekte beynin gelişimi ile nesne ve kendilik temsilleri içselleştirilerek benliğe dair tasarımlar oluşturulmaktadır. Otizmde nesneye ve kendiliğe dair tasarımlar ayrı bir şekilde oluşturulamaz. Öznel bir dünya kurulamaz. Bebekliğin erken döneminde kendilik ve nesne temsilleri ayrıştırılamamıştır. Doğduğunda kendine ait olan ile annesine ait olanı ayıramayan yenidoğan, zamanla annesini kendisinden ayırmayı gerçekleştirebilecektir.  Ancak otizmde kendilik temsilleri annenin temsilinden ayrışamaz (Eker, 2015).

Grunberger’e göre yenidoğan dürtülerine yönelik âciz hâldedir ve bu acizlik durumu narsisizme dair fikirlerinin çıkış noktasıdır. Yenidoğan, zamanla belirli kapasiteleri kazanarak psikolojik doğumunu gerçekleştirecektir. Nesne ve kendilik tasarımlarını oluşturacaktır. Bu âcizlik ve tamamlanamamışlık, dürtüye yönelik ihtiyaçlarını nötr hâle getirememesine yol açar.

Bela Grunberger, insanlığın bir şartı olarak benliğe ait ihtiyaçların tatmini konusundaki yetersizliğe işaret etmektedir. Grunberger’e göre narsisistik olarak bütünlük hâli doğum öncesi anne karnındaki yaşantıyla eş değerdir. İnsanın yaşam boyunca görevi anne karnındaki narsisistik bütünlük hâlinin ilişkisel ve nesne boyutunda benzerini bulmaktadır. Bu sayede ruhsal olarak gelişecektir çünkü narsisizm- dürtü boyutu ruhsal gelişimi sağlar.

Mahler ve Otizm

Otizmi anlamak için Mahler (1974)’in “Normal Otizm Dönemi” olarak tanımladığı gelişim dönemini iyice incelemek gerekmektedir. Çünkü bebeğin özellikleri otizmin patolojik tarafına ya da  normal otizm dönemine ait bir özellik olabilir. Eğer patolojiden bahsediliyorsa otistik çocuk bu dönemde kalır. Bu dönemde kazanması gereken becerileri geliştirememektedir ya da kısmi bir şekilde bu becerileri geliştirebilmektedir. Bu durumda “Ortak Yaşamsal Dönem” evresine geçilememektedir ve erken dönem çocuksu otizm oluşmaktadır. (Mahler, 1974).

“Normal Otizm Dönemi” hayatın ilk bir ayını kapsar. Henüz yenidoğan iç ve dış ayrımını yapamamaktadır. Nesne temsili ile kendilik temsili gelişmemiştir. Annesi bakım verdikçe yenidoğanın algısı yavaş yavaş dışarıya doğru yönelecektir. Ancak çocuksu otizm söz konusu olduğunda bu normal gelişim süreci gerçekleşememektedir (Mahler ve McDevitt, 1989).

Otizm ve Narsisizm Arasındaki İlişki

Grunberger’e göre narsisistik hiperkateksis, yaşanmış deneyimin yoğunluğunu arttıran özgül faktörün sonucu olarak narsisizminden yüceltilmiş bir modda ortaya çıkan tüm etkileri yaşayacaktır. Grunberger, psikotik bir durumu tanımlamaktadır. Bu noktada otistik bebeğin, narsisistik kıvanç hâlinden vazgeçemediği, rahim içi koenestezinin doğduktan sonra da narsisistik hâlde devam ettiği düşünülmektedir. Otistik bebek, narsisistik kırılmalara izin verilmeyen bir durumdadır.

Grunberger’e göre insanlığın temel fantezilerinden biri, gerçekliğin tamamen yok edilerek kendiliğinden narsisistik ideale denk gelen yeni bir dünyaya yol açılacağı hayalidir. Doğum ve gerçekliğe erişim narsist koenesteziyi yok ettiyse sadece gerçek durumu baskılayarak temel duruma dönebiliriz (Grunberger, 1989). Otistik bebekler sanki duygudan arınmış gibi görünmektedirler. Eylemlerle ilgilenir ve duygulanımları o eyleme uygun olmayan şekilde, tutuk bir hâldedir. Nesne sabitliğini ve kendilik sabitliğini sağlayamayan otistik çocuğun meşgul oldukları eylemlerle uygunsuz, sabit ve donuk bir duygulanımları vardır (Mahler ve McDevitt, 1989). Otistik bebeklerin donuk duygulanımlarının baskılama sonucu oluşan, gerçekliği reddeden psikotik bir hâl olarak rahim içi koenesteziye, narsist ideale dönüş ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir.

Mahler ve Ortak Yaşamsal Dönem

“Ortak Yaşamsal Dönem” içerisinde olan çocuk kendisinden anneyi ayırabilir hâle gelir, böylelikle ona haz veren ve haz vermeyen durumları birbirinden ayırabilir. Bebeğin gelişiminde gereksinim nesnesi, içsel varsanısal nesneden derece derece dışarıdaki kaynağına dönmeye başlar. Dışarıdaki gereksinim bağlantılı nesneyi fark edince, bebek normal ortak yaşamsal döneme doğru adım atmaya başlayacaktır. Fizyolojik gereksinim yavaş yavaş psikolojik arzu hâline gelir ve duygulanımlar nesne bağlarını kurarlar. Nesne imgesinin sınırları ortaya çıkmaya başlar. Ortak yaşamsal dönemde ise annenin doyurucu bakımı sayesinde çocuğun ben ve ben olmayanı, haz ve acı veren deneyimleri birbirinden ayırmayı öğrendiğini bildirmişlerdir (Mahler vd., 1975).

İlk önce duygulanım oluşur. Sonrasında temsiller ve ardından bilişlere doğru giden bu yolda otistik bebek takılı kalır ve nesne sabitliğini oluşturamaz. Nesne sabitliği kavramı; çocuğun kendisinden farklı olanı ayırabilip onun farklı ihtiyaçları, duygulanımları olabileceğini görebilmesi ve bu durumu sürekli olarak yapabiliyor oluşuyla ilgilidir. Duygulanımdan temsillere ve daha sonra bilişlere giden bu akışı otistik bebek gerçekleştirememektedir. Bu sürecin sonunda ulaşılacak olan mertebe nesne sabitliğinin oluşturulmasıdır. Bu kavram ile kastedilen dışarıdakini/diğer insanı, kendine ait gereksinimleri ve duygusuyla ayrı bir birey olarak tanımak ve onun imgesini gerçek nitelikleriyle görebilmek ve bunu sürekli hâle getirmektir (Eker, 2015).

Otistik bebeğin insan gelişiminin ilk evresi olan normal otistik evrede takıldığı-saplandığı ya da bütüncül olarak bu evrenin özelliklerini aşamadıkları düşünülmektedir. Kabuğun kırılamaması, bebeğin anne ilişkisi içinde iç dünyasını dış uyaranlara açarak yaşamsal doyumu önce anneye daha sonra tüm dünyaya yöneltmeyi becerememesi en temel unsurdur.

Sonuç

Bela Grunberger’e göre narsisizm “aseksüel-kendini sevme” olarak tanımlanabilir, “nesnesiz” bir nüans getirdiği ve gerçek bir nesnesi olmayan duygusal bir duruma uygulanabileceği için bu terimi seçer. Otistik bebek, nesne sabitliğini oluşturamadığı için otistik bebeğin narsisizminin sadece kendine yönelmiş durumda olabileceği düşünülmektedir. Otistik bebek rahim içi narsisistik iyilik hâlinin bir eş değerini nesne-ilişkisel düzlemde oluşturmakta zorlanmaktadır.

Otistik bebekte yaşamsal doyum anneye, sonrasında da çevreye yönelememektedir ve bu durumda narsisizmi bir amipin psödöpotları gibi düşündüğümüzde narsisizm çevreye yayılamamaktadır. Otistik bebeğin narsisistik yatırımlarının izini sürmenin, otizmde nesne ilişkilerini anlamak konusunda yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle bu yazıda narsisizm ve otizm ilişkisine odaklanılmıştır.

KAYNAKÇA

Eker, E. (2015). Otizme Psikanalitik Bir Bakış. Aydın İnsan ve Toplum Dergisi, 1(1), 69-77.

Grunberger, B. (1989). New Essays on Narcissism Free Assosiation Books.

Mahler, M. S. (1974). Symbiosis and individuation: The psychological birth of the human infant. The psychoanalytic study of the child, 29(1), 89-106.

Mahler, M.S., Pine, F. & Bergman, A. (1975). The Psychological  Birth of the Human Infant: Symbiosis and Individuation.  Basic Books.

Mahler, M. S., & McDevitt, J. B. (1989). The separation-individuation process and identity  formation. The course of life, 2, 19-35.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Estetikten Öğrenmeye: Ruhsallıkta Boşluğun İzleri

Yüzünü uzak tut biraz Dünya geçiyor olanca görkemiyle Göremiyorum Yüzünü yakın tut biraz Dünya geçiyor olanca görkemiyle Tat alamıyorum -Şükrü Erbaş Her deneyim anlardan oluşur. Nitekim...

Varoluşsal Nasır

“Vahşet gömülmeyi reddeder. Halk arasındaki inanışlar Hikayeleri anlatılana kadar Mezarlarında yatmayı reddeden Hayaletlerle doludur.” Judith Herman, Travma ve İyileşm Bizim kültürümüzde kötü haber tez yayılır,...

Nasıl Görünüyorum?

İnsan nasıl göründüğünü görebilmek için başka gözlere ihtiyaç duyar. Başka gözler, çok uzakta değil, kısa bir göz mesafesinde, yakındadır....

Kendini Arayan Gafil

                        “Kim korkmamıştır otururken kendi kalbinin perdelerinin önünde?Rilke Bu yazı, sözlerini Ahmet Ali Arslan’ın...

Psikanalitik Aile Terapisi

Psikanalizin felsefi alt yapısı kişinin öznelliğinin ve bireysel öyküsünün altını çizer. Ancak psikanalitik kuram kişinin ruhsal gelişimini yakın çevresi,...

Kutsal ve Söz

Aslen sözcükler birer sihirdi. Günümüzde bile söz eski sihir gücünün çoğunu muhafaza etmiştir. İnsan insanı sözle mutlu edebilirken yine...

Narsisistik Füzyon Talebi Olarak Haset

Aman ha! iyiliğini, güzelliğini, zenginliğini, başarını,sağlamlığını gösterme; haset edilirse yıkıma uğrar. Nazar, nesnelerin kendilerine ait güzelliği, ihtişamı, iyiliği sergilemelerine karşılık;...

Kohut’a Kısa Bir Giriş

1913 yılında Viyana’da dünyaya gelen ve psikanaliz serüvenini Chicago Psikanaliz Enstitüsü’nde sürdüren Heinz Kohut, kuramsal farklılıklardan dolayı yollarını ayırana...